Her insan doğası gereği, bir fikire diğerlerinden çok daha fazla önem vermekte. İnsanın sahip olduğu bu meyil, onu çok tuhaf çabalara götürebiliyor. Hakkında gerçekten bir şey öğrenmeden benimsediği inançları, siyasi görüşleri hakkında militanca tavır sergileyebiliyor, dost kazanmak yerine bu yoz inançları yüzünden ilk olarak düşmanlarını belirliyor ne yazık ki. Bir başkasının inancını yererek, kendi inançsal dürtüsünü tatmin etmek adına saldırıya geçiyor daha en başından.
Herkes kendi algı düzeyiyle ve çevre faktörüyle çeşitli ideolojileri veya çeşitli kişileri kafasında ilahlaştırıyor. Kendiyle ilgisi olmayan konularda dahi. Bir ömür için yapılabilecek en gereksiz şeylerden biri bu olsa gerek.
Futbol takımlarının gereksiz bahis mücadelelerini kendine en büyük tutku haline getirmiş bir insan, boşunalığın daniskasını yapıyor bana göre mesela.
Bir ergen zekalının anarşiyi idrakten yoksun beyniyle ”Özgürlüeeeek” diye haykırıp, kendine göre ters olan taraflardakileri -sanki düşünemiyorlarmışçasına- salaklıkla, ahmaklıkla yaftalayıp, o içten içe kendi zekasına övgü göndermesi, yazıktır mesela.
Bir müslümanın, bir kere bile anlamını,çevirisini okumadığı Kuran’a kulaktan dolma bilgileriyle bağlanması ve ömrü boyunca bunu en kutsalı olarak görmekte kendini haklı görmesi, içler acısıdır mesela.
İnsan inanmak ve bağlanmak için mutlaka bir şey seçiyor kendine ve bu seçimi onun karakterini belirliyor.
Bütün bir hayatı baz aldığında insan, popülist bir yaklaşımla edindiği tavırlarının bedelini pişmanlıklarla ödüyor.
Berntrand Russell şöyle diyor :“Günümüzde, dünyadaki temel sorun, aptalların kendilerinden son derece emin, akıllıların ise devamlı şüphe içinde olmalarıdır.”