Evet bu isim belirterek paylaştığımız yazılardan sadece birisi… Peki neden böyle bir şey yapıyorum? Uzun zamandır bu blog’un yönetimi İlayda’nın hakimiyetinde de ondan… Peki ben neredeydim? Üniversiteyi kazanınca internet ortamından uzakta kaldım. Niye mi? Onun da cevabı var. Bilgisayarımı götürmedim yurt hayatıyla ilk defa tanışacak olmamın verdiği endişe yüzünden. Sonuçta bilgisayarım benim oğlum ve ona bir şey olursa.. ee haliyle evlat acısı… He arada baktım. Birkaç bir şey paylaştım fakat aktif değildim. Şimdi neler öğrenmişim, neler düşünmüşüm ve neler yapmışım ona gelelim;
- Tam bir yılımı gerçek anlamıyla çalışarak geçirdim. Deli gibi çalıştım hem de. Yedim, içtim ve çalıştım. Dershane-ev-kütüphane-mutfak arasında mekik dokudum. Herkesten çok çalışmam gerekiyordu çünkü meslek lisesi mezunu olarak çok açığım vardı. O açığı kapatmak gerekiyordu hem de bir yıldan az bir sürede üstelik çok sevdiğin şehirden ve insanlardan ayrı küçücük bir yerde. Şu anda 43 kiloyum sınava hazırlanırken bir dönem 50’yi görmüştüm. E tabi bir de ufacık bir şey olunca kilo olmuyor azizim. Neyse efendim. Deli gibi çalıştım ve sonuçta bir üniversiteye yerleştim. Bölüm aslında iyi hoş ama işte zor azizim zor.
- Erzurum Atatürk Üniversitesinde okuyorum. Gitmeden önce “hehehe götün doncak, yaşayamazsın sen orada, gittikten bir hafta sonra kesin bir tarafını kırarsın he, dadaşlara selam söyle, sana kan naklinde bulunalım da üşüme….” gibi milyonlarca lafla gittim Erzurum’a. İlk günden son güne kadar her şey yolundaydı hemen hemen. Üniversitenin içinde yurtlarda kalma hakkına sahip oldum Odam 6 kişilik değil 3 kişilik. Oda arkadaşlarımla başta harikaydı her şey. Şimdi de harika ama birkaç pürüz çıkmadı değil. Neyse o sonraki maddelerin konusu.
- Odadaki iki kişi önceki yıldan arkadaşlarmış. Biri bana başından beri çok iyi davrandı aramız çok iyi ama diğeri tam bir belaydı. Kıskanç, ukala bir kızdı. Odadan atıldı. Odaya yeni gelen kızsa çok iyi ve odada günler gırgır şamata geçiyor. Elektrikli ocağımız var, ketılımız var, buzdolabımız, yere sermek için kilimlerimiz, ayakkablıklarımız, temizlik malzemelerimiz ve daha milyonlarca şeyimiz var. Yurt odamızı evimiz gibi kullanıyoruz ve bu harika bir şey.
- Kampüs açısından oldukça büyük. Yanılmıyorsam Türkiyede ikinci ya da üçüncü. Sinemadan tiyatro salonuna, hastahaneden bankaya, pastahane ve postahaneye ve alışveriş merkezine kadar her şey kampüsün içinde. Böylece o buzlu ve soğuk günlerde kampüsten pek uzaklaşmadan işlerini halledebiliyorsun.
- Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümündeyim ben. İlk dersim Osmanlıcaydı. Hoca sınıafa girer girmez bölümün harikalığından, Türkiyede ikinci olarak Erzurumda açıldığından bahsetti. Hocalar fazlasıyla ukala çünkü onların hocaları önemli bilimadamları ve hocalarının hocaları da Ahmet Hamdi Tanpınardan Yahya Kemal’e, P. Naili Borotavdan Mehmet Kaplana kadar gidiyor. Tam bir dede-torun sistemi. Bu yüzden aşırı mükemmelliyetçiler.
- Dersler konusuna gelirsek…. İyi, hoş güzel derslerim ve çancıyım. Herkesi gözlerinden öperim. Çalışmayan kimseye not vermeyecek bir kafadayım. He tabi çalışıp not tutamayana can feda… Neyse işte pek sevilmiyorum anlayacağınız. He umrumda mı? Sevmesini istediklerim beni sevdikten sonra hayır :)
- Erzurum bahsedilenden daha çok soğuk. Şöyle muhabbetler olacak kadar soğuk:
+: Hava sıcaklığı kaçmış bugün ya?
-: Eksi on ikiymiş.
+: Heee sıcakmış olm yine.
- Üzerinde 10 kilo kıyafetle dışarı çıkınca sorun yok. Bu arada Erzurum ağzı, Mersin ağzı, Giresun ağzı, İstanbul ağzı artık iyice yerleşti dilime. Bir de Erzurumda düşenden Erzurum’a gelin olmazmış. On yüz milyon kere düşme tehlikesi geçirdim. Bir iki kere düştüm. “Erzurumludan uzak dur” derler. Doğrudur. Bu kadar büyük bir üniversitesi olan ve kocaman bir şehir olan Erzurum, hala üniversiteliyi sevmez. He herkesi bunun içine alamam çünkü bazıları gerçekten çok iyiler ama tabi iki elin parmağını geçmez. He şehir büyük ve ne ararsan bulabilirsin ama Erzurumda yaşamak zor.
- Deniz yok. Deniz olmadan yaşanıyor ama zor. Deniz özgürlük ve medeniyettir. Erzurumda Cağ Kebabı ünlü derler. Küflü peynir ünlü derler. Kadayıf dolmasını da ünlüler kesiminden. Cağ kebabı bildiğin şiş kebab, küflü peynir hakkında söyleyebileceğim tek şey babannemin çökeleklerini tek geçerim. Heee tatlı… Tatlılarla aram pek iyi değildir.
- Üniversite ortamında herkes çok bilmiş, herkes çok zeki ve herkes harika. Tabii onlara göre.. Bir de bana göre olanları yazayım. Aslında herkes çok boş, herkes çok çıkarcı ve herkes çok duyarsız. “Beni sokmayan yılan bin yaşasın, benim amacım okumak değil aslında bir bitirim nasıl olsa bir şeyler olurum… Olmadı polis olurum o da olmadı milletvekili olurum” derdinde… Ailesinin baskısından kaçan, üniversiteyi özgürlük olarak gören ve “üniversiteye geçtim hadi topuklu giyeyim” diyen kızlar dolu. Bir hocamız bizim sınıftaki erkeklere; ” oğlum birinci sınıfın kızlarından sizlere yar olmaz çünkü onların gözü valide ya da zengin adamdadır” demişti açık açık. Başta acaip sinirlenmiştim ama sonradan baktım da herkes olmasa da çoğunluk böyle. He erkeklerin hiç mi kusuru yok? Var efendim… Onlara kalsa bütün kızlar kendilerine hasta ve dünyayı aslında onlar yaratmış.Yazık gençliğe.
- Siyasi açıdan Erzurumda Ülkü Ocakları mafyacılık oynamakta.
- Yurt hayatı sayesinden hemcinslerimden uzaklaştım ve erkeklere diyorum ki; ” Lan o dışarıda bakımlı bakımlı gezen kızlar yurtta pislikten ölecekler. Kanmayın bakın dikkat edin… Her şey sizi ağlarına düşürünceye kadar. Hele bir de dışarıda temiz içeride pasaklı bir kızla evlenme ihtimaliniz varsa yandınız. Dikkatli olun sonra evlenince aldatıyorsunuz falan hoş değil. Dikkat edin…”
- Bence üniversiteye öyle herkesi almamalılar dersem çok klasik bir laf etmiş olurum ama harbiden öyle. Bir de adab-ı muaşeret kurallarını biliyor mu bilmiyor mu, ülke konuları hakkında ne kadar bilgisi var gibi konulara bakılıp öyle alınmalı gençler üniversiteye. Geleceğimiz daha parlak olabilir.
- Üniversite ortamında herkesle sınırlı bir ilişki içerisinde olmak en mantıklısı.
- Her şeye rağmen eğer kendini bilerek hareket edersen üniversite ortamı harika.
- Sevmek güzel, sevilmek güzel.
- ” Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor. “ ama yine de alışıyor insan.